SÜNNET’İN DİNDEKİ YERİ-3

3 Nisan 2015, Cuma, 4:02 | İbrahim SERİN, YAZARLAR | 1.939 views | 0 yorum
ibrahım-Serın

SÜNNET’İN KUR’AN KARŞISINDAKİ GÖREVİ

 

Âlimler Sünnet ‘in Kur’an karşısında üç görev üstelendiğini ifade ederler: Te’kid, tefsir ve teşri’

İmam Şafii (rh.a) der ki:

 Allah’ın kitabı ile birlikte Hz. Peygamberin sünnetleri ikiye ayrılır A. (Te’kid) Kitabın açık hükmü bulunan bir konuda Hz. Peygamber (sav), ona Allah’ın indirdiği şekilde uymuştur:

B. Kitabın mücmel olan hükmü ile Allah’ın ne murat ettiğini Hz. Peygamber (sav), Allah adına beyan (tefsir) etmiştir. Bu mücmel hükmün bildirdiği farz, amm ve hass olma bakımından nasıldır? Kullar, onu nasıl eda edecekler, işte bunları Hz. Peygamber(sav) açıklığa kavuşturmuştur. Hz. Peygamber (sav) her iki durumda da Allah’ın kitabına uymuştur sünnetlerin üç çeşit olduğunda ilim sahiplerinin ihtilaf ettiklerini bilmiyorum. Bu sünnet çeşitlerinden ikisi üzerinde icma etmişlerdir üzerinde icma edilen bu iki çeşit sünnet yekdiğeriyle bir bakıma birleşir, bir bakımada ayrılır:

a) Allah’ın kuranda açıkça bildirdiği bir hükmü, Hz. Peygamber (sav) aynı şekilde beyan etmiştir.

b) Allah’ın Kur’an’da mücmel olarak indirdiği bir hükmü Hz. Peygamber (sav) Allah’ın muradına uygun olarak açıklamıştır işte sünnetin bu iki çeşidi üzerinde bilginler ihtilaf etmemişlerdir.

Sünnetin üçüncü çeşidi de (teşri’/yasama) hakkında Kur’an’da hiç bir hüküm bulunmayan konularla ilgilidir. Bu tür sünnetle ilgili olarak kimisi şöyle demiştir: Allah, Hz. Peygambere(sav) itaati farz kıldığını ve ezeli ilminde geçtiği üzere onu rızasına uygun işlerde muvaffak eylediğine göre, hakkında kuran hükmü bulunmayan konularda ona sünnet koyulma yetkisini vermiştir. Kimisi de şöyle demiştir: Hz. Peygamber (sav) ancak kitapta aslı olan konularda sünnet koymuştur. Nitekim namazların sayılarını ve nasıl kılınacağını, mücmel olan farzın aslına dayanarak açıklamıştır. Alım satım işleri ve diğer hukuki konularla ilgili sünnetlerde böyledir;

Çünkü Allah, ‘’mallarınızı aranızda haksız yollarla yemeyin’’(Nisa,29) ve ‘’ Allah, alım satımı helal ve riba’yı haram kılmıştır’’ (Bakara, 275) buyurmuştur. Allah’ın neyi helal ve neyi haram kıldığını, Hz. Peygamber (sav)  Onun adına açıklamıştır. Tıpkı namazı açıkladığı gibi.

Kimine göre ise Hz. Peygamberin koyduğu her sünnet onun kalbine ilham edilmiştir onun sünneti Allah tarafından kalbine ilham edilen hikmettir yani kalbine ilham edilen şey onun sünnetini teşkil etmektedir(… )

Hz. Peygamber’in (sav) kalbine ilham ettiği şey onun sünnetini teşkil etmiştir. Allah’ın zikrettiği hikmette o dur Hz. Peygambere (sav) kuran olarak indirilen şey ise, Allah’ın kitabını teşkil eder(…) durum ne olursa olsun, Allah, kitabında peygamberine itaati farz kıldığını beyan etmiş, insanlardan hiç birini bildiği bir işte Hz. Peygambere(sav) muhalefet etmek için bir mazeret tanımamıştır.

Ayrıca Allah, diniyle ilgili konularda bütün insanları ona muhtaç kıldığını belirtmiş ve kitapta bildirilen farzlarla murad ettiği manaları Hz. Peygamberin (sav) sünnetleri ile kendilerine göstererek onlara hüccetini ikame etmiştir.

Böylece söylediklerimizi anlayanlar bilsinler ki Hz. Peygamberin(sav) sünneti ister Kur’an’da okuduğumuzu bir ayetle farz kılınmış bir hükmü açıklasın, isterse Kur’an’da yer almayan bir hükümle ilgili olsun, Allah’ın hükmü ile Peygamberin (sav) hükmü farklı şeyler değildir aksine o da her halükarda bağlayıcıdır.[1]

Şimdi yukarıda geçen konuya ek olarak te’kidle ilgili bir örnek verelim:

Allah Teâlâ Kur’an’ı Kerimde şöyle buyuruyor: ‘’Namazı kılın, zekâtı verin.’’(El- Bakara, 43)‘’Ey iman edenler oruç size farz kılındı.’’(El-Bakara, 183) ‘’Güç yetirip yol bulabilenlere beyti (ka’beyi) hacc etmek Allah’ın insanlar üzerinde ki bir hakkıdır.’’(Ali imran, 97) bu ayeti kerimeler mutlak olarak ifade edilmiş aşağıda gelen hadisi şerif te bu ayeti kerimeleri tahsis ve tefsir etmeden olduğu gibi te’kid etmiştir.  Allah Resulü (sav) Hadisi şerifte şöyle buyuruyor:

‘’İslam beş şey üzerine bina edilmiştir: Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın resulü olduğuna şahitlik etmek, Namaz kılmak, Zekât vermek,                                                                                                         Hacca gitmek ve Ramazan orucunu tutmaktır.’’[2]  

Tefsirle ilgili örneğe gelince şu ayeti kerimeler örnek olarak verilebilir: ‘’İmanlarına zulüm karıştırmayanlar…’’(El- En’am,82) Allah Resulü (sav) bu ayetteki zulüm kelimesini ‘’şirk’’ olarak tefsir etmiştir. ‘’Ve sizin için fecrin beyaz ipliği siyah ipliğinden tebeyyün edinceye kadar yiyiniz ve içiniz.’’(El- Bakara, 187) ayetine gelince Allah Resulü (sav) bu ayette ki beyaz ve siyah iplikten maksadın ‘’gündüzün aydınlığı ve gecenin karanlığı’’[3] diye tefsir etmiştir.                  

Görüldüğü gibi bu ayetlere sünnet, Kur’an’ın bir tefsiri olarak gelmiştir. Dolayısıyla sünnet olmadan Kur’an anlaşılmaz, âlimlerimizde geçmişten günümüze kadar bunu böyle anlamışlar ve buna büyük bir ihtimam göstermişlerdir, burada onlardan birkaç örnek vermek faydalı olacaktır.

“Bize Muhammed b. Kesîr,  el-Evzâ’î’den, (O da) Hassân’dan (naklen) haber verdi (ki, Hassan) şöyle dedi:”

“Cibril, Hz. Peygamber’e -sallallahu aleyhi ve sellem- Kur’an’ı indirdi­ği gibi Sünnet’i de indirirdi”.[4]

 

Rivayete göre Mekhul da şöyle demiştir: ‘’Kur’an-ın sünnete olan ihtiyacı, sünnetin Kuran’a olan ihtiya­cından fazladır.’’

 

 İmam Ahmed’de şöyle demiştir: ‘’Sün­net Kur’anı açıklar ve izah eder.’’[5]

 

Yine Yusuf karadavi’nin ifadesiyle ‘’Sünnet Kur’an’ın yaşanmış bir tefsiri, İslam’ın pratik ve de örnek tatbikidir. Öyle ki, Nebi (sav) tefsir olunmuş bir Kur’an ve yaşayan İslam idi.’’[6]

 

SÜNNETİN TEŞRİ’DE (YASAMADA) MÜSTAKİL OLMASI

 

Sünnet Teşride bazen müstakil olur. Bir kadınla halası veya teyzesini birlikte nikâhlamanın haram olu­şu, süt kardeşliği sebebiyle getirilen evlenme yasak­ları, azı dişli vahşi hayvanlarla yırtıcı pençeli kuşların etlerinin haram oluşu, deniz ölüsünün helal olu­şu bir şahid ve yeminle yetinerek hüküm vermek gibi sünnetin Kur’an’a ziyade olarak getirdiği hükümler buna örnek olarak verilebilir.[7]Altın ve ipeğin ümmetin erkeklerine haram kılınması[8] gibi şeyler sayılabilir.

 

Konuyla ilgili Dr. Abdulğaniyy Abduhalık ‘Hücciyyetu-s Sünne’ isimli kitabında şunları nakletmektedir:

Sünnetin hüküm koymada müstakil olduğunu gösteren delil­lerden birisi de bu çeşit sünnetle amelin vâcib olduğuna ve bunun de­lil olarak kullanılacağına ümmetin icmâ etmesidir.

Şöyle ki: Müslümanlar, birtakım fer’î hükümlerde icmâ etmiş­lerdir. Bu hükümlerin, müstakil hüküm koyan sünnetten başka bir dayanağı da yoktur. Onların, bu tür sünnetle amel etme ve hükmü ona dayandırmanın gerektiği konusundaki icmâları, onun delil oldu­ğu konusunda da icmâ etmiş olmalarını gerektirir. Öyle ki, bu konu­da bize muhalif fikir beyân edenler, bu icmâ karşısında, müstakil sünnetin delil olduğunu söylemek ve onun delil oluşundaki icmâya katılmak zorunda kalırlar. Biz, kendilerine üzerinde icmâ edilen fer’î meselelerden birini zikrederek bu konudaki görüşlerini sorduğumuz­da, kibirlenip de önceki icmâya muhalefet etmeleri mümkün değildir. Yapabilecekleri tek şey, hakkında icmâ edilen hükmü ikrar ve tekrar etmeleridir.

Kendilerine, öncekilerin icmânın dayanağını sorduğumuzda, onun bizim bahsettiğimiz müstakil sünnete dayandığını itirafa mec­bur kalırlar. Her ne zaman böyle bir durumla yüz yüze gelseler, büyüklenerek: “Bu, onu Kur’an için bir açıklama olmaktan çıkarmaz ve buna müstakil hüküm koyan sünnettir diyemeyiz,” derler. Onlar, bu tür sünnetin de delil olduğunu kabul ettikten sonra böyle söylemele­rinin, bizim görüşümüze bir zararı yoktur. Hem biz, onun müstakil hüküm koyan bir sünnet olduğunu açıklamaya devam edeceğiz.

Meselâ, bu tür sünnete dayanan hükümlerden birisi, ninenin vâris olması ve mirasın altıda birisini almasıdır. Bu konuda icmâyı ümmet hâsıl olmuştur. Bu hükmün dayanağı, sadece sünnettir; çünkü Kur’an’da bununla ilgili herhangi bir âyet yoktur.

İşte Hz. Ebû Bekir (r.a)!..Râşid halifelerin ilki ve efendisi, müçtehidlerin imamı, Kur’an’ın delâletlerini, mana ve detayını en iyi bilenleri iken bir nine, kendisine mirastan ne kadar alacağını sormuş ve büyük müçtehid, Sahabe topluluğunun önünde, bu konuda Kur’an’da herhangi bir şey bulamadığını, Rasûlullah’ın sünnetinde de bir açıklama bilmediğini açıklamış ve sonra bu konuda insanlara herhangi bir hadis olup olmadığını sormaya başlamıştı. İki kişi bu konudaki hadisi haber verdiklerinde hemen onunla amel etti. Hadi­seye şahid olan ve işiten Sahâbe-i Kiram, bütün bunları sükûtle tas­vip ettiler. Bu davranışlarıyla, hem bu meselenin hükmünün Kur’ân’da bulunmadığına ve hem de Kur’ân’da hükmü bulunmayan bir meselede bu tür sünnetin, hüküm için delil olduğunda icmâ etmiş oldular.

İşte Hz. Ömer (r.a)!.. O da bir ninenin kendisine bu meseleyi sorması üzerine, Hz. Ebû Bekir gibi yapmıştır. Hz. Ömer’den bu tür hadiselerden pek çok rivayetler vardır.

Bütün bunlar ortada iken bu kimseler, işi inada bindirerek, müstakil hüküm koyan sünnetin hüccet olduğunu veya vakıada çok­ça mevcut bulunduğunu, hâlâ inkâr mı edecekler? Kur’ân’ın dilini, hükümlerini ve dinin bütün kaidelerini en iyi bilen Hz. Ebû Bekir (r.a)’in sözü ve Sahabenin icmâsı, müstakil sünneti Kur’an’ın bir açıklaması gibi göstermeye çalışan bu adamların sözlerinin dikkate değer olmadığını ve terk edilmeye daha lâyık olduğunu göstermez mi?

Sünnetin müstakil olarak ortaya koyduğu hükümlerden bazıları şunlardır: Şuf’a’nın ve musâkat akdinin meşru olması, bir kadı­nı halası veya teyzesiyle bir nikâh altında tutmanın haram oluşu. Ehl-i merkeb etinin haram olması ki; İbnu Abdilberr’in zikrettiğine göre bu konuda icmâ oluşmuştur ve bunlardan başka daha pek çok mesele, müstakil sünnetle hükme kavuşturulmuştur.

Buna göre, Kur’ân’da hiç değinilmeyen konularda müstakil hü­küm koyan sünnetin delil olmasında icmâ bulunduğunu açıklamaya gerek kalmamaktadır. Müslümanların imamlarından her birinin, mutlaka fer’i hükümlerden herhangi birisinde bu tür sünnete daya­narak bir hükme varmış olması, iddiamızın anlaşılması için yeterli­dir.

Onların mezhep, kitap ve eserlerini inceleyen herkes bunu göre­cektir. İmamların bu tutumu, bu tür sünnetle amel etmede ve onun delil oluşundu icmâ ettiklerini gösterir. Her ne kadar sünneti kullan­dıkları konular farklı olsa da ortak olan nokta, onunla hüküm çıka­rılmasıdır.[9]


[1] İmam Şafii (rh.a) a.g.e. sh.62-64
[2] (Buhari, iman 2 -Müslim, iman 5 )
[3] (Buhari, tefsir 28)
[4](Darimi, mukaddime 49 (tercüme Abdullah Aydınlı)
[5](Prof. Dr. Muhammed Ebu Şehbe, a.g.e1/ 51 darulkitap)
[6](‘Sünnet’in İslamdaki yeri’ arka kapağı Enbiya yıldırım)
[7](Prof. Dr. Muhammed Ebu Şehbe,a.g.e 1/ 51 darulkitap)
[8]Buhari, libas 45– Ebu Davud, 4044 – Tirmizi ,libas 1)
[9]Dr. Abdulğaniyy Abdulhalık ‘Hücciyyetu-s Sünne/Sünnetin delil oluşu’ tercüme Dilaver Selvi Şule yayınları darulkitap)

YORUM YAZ

Henüz yorum yapılmamış.