SÜNNET’İN DİNDEKİ YERİ -1

5 Mart 2015, Perşembe, 8:20 | İbrahim SERİN, YAZARLAR | 2.481 views | 0 yorum
ibrahım-Serın

SÜNNET’İN ÖNEMİ VE İSLAMDA İKİNCİ KAYNAK OLUŞU

 

Bilindiği gibi İslam fıkhının temel kaynakları Kur’an-ı Kerim, sünneti seniyye, icma’i ümmet ve kıyası fukaha olmak üzere dört tanedir. İslam’ın bütün hükümleri mutlak müçtehid olan ulema tarafından usul çerçevesinde bu kaynaklardan istinbat edilir, bunların ikincisi Resulullah’ın (sav) sünneti seniyyesidir. Sahabeden günümüze kadar Müslümanlar bunu hep böyle kabul etmiştir, ancak kalbi hasta olanlar hariç.

Resulullah (sav)’in sünneti seniyye’siyle ilgili yazılmış çok nefis kitapların mevcudiyeti ’de malumdur, işte bu yüzden şöyle bir soru sorulabilir yeni bir makale yazmaya gerek var mıdır? Bu soruya cevaben deriz ki sünnet inkârcıları var olup bu konuyu kurcaladıkları sürece elbette ihtiyaç vardır. İşte bu yazıda Allah’ın izniyle sünneti seniyye’nin dinde delil oluşuyla ilgili delilleri ortaya koymaya gayret edeceğiz.

Sünneti seniyye’yi birkaç başlık altında ele alacağız:

Sünnet’in tarifi, Sünnet’in Kur’an-ı Kerimden delilleri, Sünnetin sünnetten delilleri, Ashabı kiramın sünnete verdiği önem, Sünnetin Kur’an karşısındaki görevi,   Sünnetin teşri’de müstakil oluşu, Âlimler sünnetin dinde delil oluşunda ittifak etmişlerdir,  Sünnetin/ Hadisin Sahabeye yazdırılması, Hadisin tenkid yoluyla günümüze kadar gelmesi, Sünneti inkâr etmenin hükmü, Sünnet hep birleştirici olmuştur.

Çalışmak bizden tevfik ise sadece Allah Teâlâ’dandır.

 

SÜNNET’İN TARİFİ

 

Sünnet ‘in lügat manası: Şeriat, tabiat, siyret, adet ve iyi olsun veya kötü olsun tarik/yol manalarına gelir.[1]

Sünnet ’in ıstılah manası: Hz Peygamberden (sav) sadır olan ‘kavl’, ‘fiil’ ve ‘takrirlerdir.[2]

Ve yine

Ashabı Kiramın hal ve tutumlarına, onların izledikleri zühd ve takva yollarına da, biz Hanefîlerce sünnet denir.[3]

 

İmam Serahsi, (rh.a) Sünneti:

‘‘Resulullah (sav) ve Ashabının üzerine olduğu yol’’[4] diye tarif etmektedir.

Allah Resulünün (sav) şu hadis-i şerifi buna delildir:

فَعَلَيْكُمْ بِسُنَّتِي وَسُنَّةِ الْخُلَفَاءِ الرَّاشِدِينَ الْمَهْدِيِّينَ عَضُّوا عَلَيْهَا بِالنَّوَاجِذِ،

Benim sünnetim ve(hidayet imamları olan)Raşid Halifelerin sünneti üzerine olunuz. (Bu sünnetlere) Azı dişlerinizle sıkıca sarılınız.[5]

Bunları kısaca örnekleriyle beraber açıklayalım.

Kavli sünnet: Hz. Peygamber’e (sav)nispet edilen sözdür. Buna özellikle hadis ismi verilir. Yani hadis lafzı yalın olarak zikredildiğinde sözlü sünnetler kasdedilir.[6]

Buna şu hadisi şerif örnek olarak verilebilir:

                                                  خَيْرُكُمْ مَنْ تَعَلَّمَ الْقُرْآنَ وَعَلَّمَهُ.

‘’Sizin en hayırlınız Kur’anı öğrenen ve öğretendir.’’[7]

 

Fiili sünnet, Hz. Peygamberden (sav) sadır olan davranışlardır.[8]Resulullah’ın (sav) abdest alma, namaz ve hac ile ilgili fiilleri, davacının yemin edip bir tek şahit göstermesi üzerine hüküm vermesi, hırsızın sağ elinin bilekten kesilmesini emretmesi vb. davranışları gibi (fiiller fiili sünnettir.)

Takriri Sünnet: Hz. Peygamber’in (sav) Müslümanların söylediği bir söz veya yaptığı bir davranıştan haberdar olduğu halde buna karşı çıkmamasıdır.[9]

Takriri sünnete şu hadis örnek olarak verilebilir:

عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ قَالَ خَرَجَ رَجُلَانِ فِي سَفَرٍ فَحَضَرَتْ الصَّلَاةُ وَلَيْسَ مَعَهُمَا مَاءٌ فَتَيَمَّمَا صَعِيدًا طَيِّبًا فَصَلَّيَا ثُمَّ وَجَدَا الْمَاءَ فِي الْوَقْتِ فَأَعَادَ أَحَدُهُمَا الصَّلَاةَ وَالْوُضُوءَ وَلَمْ يُعِدْ الْآخَرُ ثُمَّ أَتَيَا رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَذَكَرَا ذَلِكَ لَهُ فَقَالَ لِلَّذِي لَمْ يُعِدْ {أَصَبْتَ السُّنَّةَ وَأَجْزَأَتْكَ صَلَاتُكَ}وَقَالَ لِلَّذِي تَوَضَّأَ{وَأَعَادَ لَكَ الْأَجْرُ مَرَّتَيْنِ }

Ebu Said el-Hudri(r.a) rivayet ediyor:

‘’İki adam sefere çıktılar, namaz vakti girdi yanlarında su yok idi, temiz toprakla teyemmüm alıp namaz kıldılar, sonra vakit içerisinde su buldular, onlardan biri abdestini ve namazını iade etti, diğeri ise iade etmedi. Sonra Allah Resulüne (sav) gelip durumu zikrettiler. Allah Resulü (sav) namazını iade etmeyene şöyle dedi: ‘’Sen sünnete isabet ettin namazın sana kâfidir.’’  Abdest alana da şöyle dedi: ‘’ Sana da iki ecir vardır.’’[10]

İşte bu bir takriri sünnettir, çünkü Allah Resulü (sav) her ikisinin davranışlarına onay vermiştir.

 

SÜNNETİN KUR’AN-I KERİMDEN DELİLLERİ

 

Sünnetin İslam’da ikinci kaynak oluşuna dair Kur’an-ı Kerimdeki delilleri oldukça çoktur, onlardan birkaç ayeti kerimeyi delil olarak getirmek yeterli olacaktır. Zira inanmak isteyene bir delil yeterlidir, inanmak istemeyene milyon delil de getirsen yine de inkâra saplanacaktır.

 

Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerimde şöyle buyuruyor:

 

رَبَّنَا وَابْعَثْ فِيهِمْ رَسُولاً مِّنْهُمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُزَكِّيهِمْ إِنَّكَ أَنتَ العَزِيزُ الحَكِيمُ

‘’Rabbimiz onlara içlerinden senin ayetlerini okuyacak, onlara kitab ve hikmeti öğretecek ve onları günahlardan temizleyecek bir Resul gönder şüphesiz ki sen Aziz ve Hâkimsin.’’(el-Bakara,129)

Diğer bir ayette ise şöyle buyuruyor:

لَقَدْ مَنَّ اللّهُ عَلَى الْمُؤمِنِينَ إِذْ بَعَثَ فِيهِمْ رَسُولاً مِّنْ أَنفُسِهِمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِهِ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ

‘’Andolsun ki Allah mü’minlere içlerinden onlara Allah’ın ayetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara kitab ve hikmeti öğreten bir Resul göndermekle lütufta bulunmuştur.’’(Ali imran, 164)

 

 

Başka bir ayette ise şöyle buyurur:

هُوَ الَّذِي بَعَثَ فِي الْأُمِّيِّينَ رَسُولاً مِّنْهُمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِهِ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ

‘’Ümmilere içlerinden Allah’ın ayetlerini okuyan, onları günahlardan temizleyen, onlara kitab ve hikmeti öğreten bir resul gönderen O dur.’’(Cum’a, 2)

 

Rabbimiz başka bir ayette ise şöyle buyuruyor:

وَاذْكُرُواْ نِعْمَتَ اللّهِ عَلَيْكُمْ وَمَا أَنزَلَ عَلَيْكُمْ مِّنَ الْكِتَابِ وَالْحِكْمَةِ يَعِظُكُم بِهِ

‘’Allah’ın üzerinize olan nimetlerini ve size kendisiyle öğüt vermek üzere indirdiği kitab ve hikmeti hatırlayın.’’(el-Bakara,231 elmalı sadeleştirilmiş)

 

Diğer bir ayette ise şöyle buyuruyor:

وَأَنزَلَ اللّهُ عَلَيْكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ

‘’Allah sana kitab ve hikmeti indirdi.’’(en-Nisa, 113)

İmam Şafii (rh.a) Er-Risale isimli kitabında yukarıdaki mezkur ayetleri açıklarken şunları ifade eder:

Burada Allah, Kitab’ı zikretmiştir ki O Kur’an’dır. Hikmet’i de zikretmiştir. Kur’an ilmine vakıf olanlardan beğendiğim birinden “Hikmet Hz. Peygamberin (sav) sünnetidir” dediğini işittim…

 

Çünkü Kur’an zikredilmiş, hikmet de ona tabi kılınmıştır. Allah, insanlara Kitab ve Hikmet’in öğretilmesinin onlara kendi lütfu olduğunu zikretmiştir ki, buna göre, Allah bilir ya, burada hikmetin, ancak Hz. Peygamberin (sav) sünneti olduğu söylenebilir.

 

Çünkü hikmet, Allah’ın Kitabı ile birlikte zikredilmiştir. Allah, Peygamber’ine (sav) itaati farz kılmış, O’nun emrine insanların kesin olarak uymaları gerektiğini bildirmiştir. Buna göre, Allah Kitabında ve Peygamber’inin (sav) sünnetinde yer almayan bir söz için, “bu farzdır” denilmez.

 

Hz. Peygamberin (sav) sünneti Allah’ın murad ettiği manayı açıklayıcıdır; Kur’an’ın amm ve hassını gösteren bir delildir. Sonra Hikmeti, Kitabıyla birlikte zikretmiş ve onu kitabına tabi kılmıştır. Allah, böyle bir şeyi Peygamber’inden (sav) başka hiç kimse için yapmamıştır.[11]

 

İmam-ı Şafii’nin (rh.a) bu açıklamalarından sonra konuyla ilgili ayetleri okumaya devam edelim.

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

 

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌحَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيراً{ الأَحْزَاب 21 }

Andolsun ki sizin için ve Allah’a, ahiret gününe kavuşmayı uman ve çokça Allah’ı zikreden kimseler için Allah Resulünde güzel bir örnek vardır.’’(Ahzab, 21)

 

Şimdi bu ayetin ışığında sormak lazım, Allah Resulünü (sav) örnek almak isteyen bir Müslüman sadece Kur’an-ı Kerim’e bakarak namazı nasıl kılacak? Zekâtı hangi şeylerden kaçta kaç verecek? Ve hac fiillerini nasıl yapacak? Ve diğer ibadetleri de buna kıyas edecek olursak o zaman ortada din diye bir şey kalacak mı?

 

Diğer bir ayette ise Allah Teâlâ, Resule itaati Allah’a itaatle beraber zikretmiştir. Rabbimiz şöyle buyuruyor:

مَنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللّهَ{ النِّساء 80 }

‘’Kim Resule itaat ederse Allah’a itaat etmiştir.’’ (Nisa, 80)

İmam Şafii (rh.a) derki: Allah Teala, dini, farzı ve kitabı bakımından Peygamber’ine (sav) öyle bir mevki vermiştir ki, O’nu dini için bayrak yaptığını bildirmiş O’na itaati farz kılmış O’na karşı gelmeyi yasaklamıştır. Peygamber’ine (sav) imanı kendisine iman ile birleştirerek O’nun üstünlüğünü bildirmiştir[12]

Başka bir ayeti kerimede ise şöyle buyuruyor:

 

قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ{ آلِ عِمْرَان 31 }

(Resulüm!) ‘’De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun ki Allah’ta sizi sevsin ve sizin günahlarınızı bağışlasın Allah çok bağışlayıcı ve çok rahmet edicidir.’’  ( Ali İmran, 31)

 

İmam Taberi bu ayetin tefsirinde şunları söyler:

Ey Muhammed de ki: Eğer sizler, gerçekten, Allah’ı sevdiğinizi iddia edi­yorsanız iddianızı ispatlamak için bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve geçmiş­teki günahlarınızı bağışlasın. Allah, günahları çokça bağışlayan ve kullarına karşı çok merhametli davranandır.

 

Şurası bir gerçektir ki Allah’ı tanıdığını ve sevdiğini iddia eden herkesin Allah’ın Peygamberi olan Hz. Muhammedi (sav) de tanıması ve sevmesi ve de onun yolundan ayrılmaması gerekir. Resulullahın (sav) yolundan ayrılan herkes, sapıklık içindedir.

 

Hasan-ı Basri ve İbn-i Cüreyce göre bu âyet-i kerimenin nüzul sebebi şudur: Resulullah (sav) döneminde bir kısım insanlar “Biz, Rabbimizi seviyoruz.” de­mişlerdir. Bunun üzerine Allah Teâlâ bu âyet-i kerimeyi indirmiş ve Hz. Muhammed’e (sav) emretmiştir ki “Biz Rabbimizi seviyoruz.” Diyenlere de ki “Eğer sizler, gerçekten Allah’ı seviyorsanız onun Peygamberi olan bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı affetsin.” Böylece Allah’a Teâlâ, Hz. Muhammed’e (sav) uymayı, sevgisi için bir alâmet, ona karşı çıkmayı da azabı için bir nişane yap­mıştır.[13]

 

Prof. Dr. Vehbe Zuhayli Tefsiru-l Munir isimli kitabında şunlar nakleder:

 

Allah’ı ya da Resulünü sevmek, İslâm’a tabi olmak, Resulullah’a (s.a.v) ita­at etmek, onun şeriatı gereğince amel edip emirlerine uymak ve yasaklarından uzak durmakla ortaya çıkar.

Resulullah’ın (s.a.v) şeriatına uymak el-Verrak’ın da söylediği gibi, samimi sevginin delili­dir.

Şairin dediği gibi:

“Onu sevdiğini izhar ederken Allah’a asi oluyorsun;

Yemin olsun ki bu uygun olmayan bir iddiadır.

Ona duyduğun sevgi samimi ve doğru ise ona itaat edersin,

Çünkü şüphesiz seven sevdiğine itaat eder.”

 

Sehl b. Abdullah der ki: Allah’ı sevmenin alâmeti Kur’an-ı Kerim’i sev­mektir. Kur’an-ı Kerim’i sevmenin alâmeti Peygamber’i (s.a.v) sevmektir. Pey­gamber’i (s.a.v) sevmenin alâmeti sünnet-i seniyyeyi sevmektir. Allah’ı ve Kur’an’ı sevmenin, Peygamberi sevmenin, sünneti sevmenin alâmeti ise ahireti sevmektir.[14]

 

Allah Teâlâ başka bir ayeti kerimede şöyle buyuruyor:

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَأَطِيعُواْ الرَّسُولَ وَأُوْلِي الْأَمْرِ مِنكُمْ فَإِن تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللّهِ وَالرَّسُولِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلاً{النِساء 59}

‘’Ey iman edenler! Allah’a, Resulüne ve sizden olan emir sahiplerine itaat ediniz. Eğer bir şeyde niza’ ederseniz onu Allah ve Resulüne götürünüz, Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız bu(sizin için) daha hayırlı ve sonuç bakımından da daha iyidir.’’(Nisa, 59)

İmam Taberi (rh.a) Bu ayetin tefsirinde şunları söyler:

 

Ey iman edenler, Allah’ın kitabı olan Kur’an’a ve onun açıklaması olan Peygamberin sünnetine uyarak bütün emir ve yasaklarda Allah’a ve Resulüne itaat edin. Allah’a itaate vesile olacak ve Müslümanların menfaatlerini gerçekleşti­recek hususlarda da sizden olan Müslüman idarecilere itaat edin.

 

Eğer gerçekten Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız herhangi bir meselede sizlerle idare­cileriniz anlaşmazlığa düşerseniz işi Allah’a ve Resulüne havale edin. Bu sizin için Allah katında daha hayırlı ve netice bakımından daha güzeldir.

 

Âyet-i kerimede Allah’a itaat edilmesi emredilmektedir. Allah’a itaatten maksat, onun bize gönderdiği emirleri tutmak ve yine onun bize yasakladığı şeylerden kaçınmaktır.

Yine âyet-i kerimede Resulullah’a (sav) itaat edilmesi emredilmektedir. Zira Resulullah’a (sav) itaat etmek Allah’a itaat etmektir. Bu hususta Peygamber efendimiz (sav) bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur:

مَنْ أَطَاعَنِي فَقَدْ أَطَاع اللهَ،  وَمَنْ عَصَانِي فَقَدْ عَصَى اللهَ،  وَمَنْ يُطِعِ الْأَمِيرَ فَقَدْ أَطَاعَنِي،  وَمَنْ يُعْصِ الْأَمِيرَ فَقَدْ عَصَانِي.

 ‘’Bana itaat eden Allah’a itaat etmiştir, Bana isyan eden Allah’a isyan etmiştir. Müslüman idareciye itaat eden Bana itaat etmiştir, Müslüman emir’e isyan eden Bana isyan etmiştir.’’[15]

 

Allah Teâlâ diğer bir ayeti kerimede ise şöyle buyuruyor:

 

وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَانَهَاكُمْ عَنْهُ فَانتَهُوا{ الحَشْر 7 }

Resul size ne verdiyse onu alın ve sizi neden sakındırdıysa da ondan sakının. (Haşr, 7 )

Allah Teâlâ, (bu ayeti kerimede) Resul’ün emrini tabi olun­ması gereken bir vecibe, yasak kıldığı şeylerin de ka­çınılması gereken bir husus olduğunu belirtmiştir.[16]

 

İmam kurtubi bu ayetin tefsirinde şunları nakleder:

el-Mehdevî dedi ki: Yüce Allah’ın: “Hem Peygamber size ne verdi ise onu alın. Neyi yasak etti ise de sakının” buyruğu şunu gerektirmektedir: Peygamber (sav)’ın emrettiği her bir husus Allah’tan bir emirdir. Âyet-i kerime her ne kadar ganimetler hakkında ise de onun bütün emir ve yasakları da bunun kapsamına girer.

İmam kurtubi devamla Hatip el-Bağdadi’den naklen şunları da kaydeder:

Hakem b. Umeyr -ki Ashab’dan birisi idi-şöyle demektedir: Peygam­ber (sav) buyurdu ki: “Şüphesiz ki bu Kur’an terkeden kimseye zordur, zor gelir, kolay, değildir. Buna karşılık ona uyan ve ona talip olan kimseye de ko­lay gelir. Benim hadisim de zordur, zor gelir. O hakemdir. Benim hadisime sıkı sıkı yapışıp onu belleyen kimse – Kur’an ile birlikte olmak şartıyla- kur­tulur.

Her kim Kur’an’ı ve hadisi önemsemeyecek olursa, dünya ve âhireti kay­beder. Sizler benim sözümü almakla, emrime uymakla, sünnetimi izlemek­le emrolundunuz. Benim sözüme razı olan Kur’an’dan da razı olur. Benim sözümle alay eden Kur’ân ile alay etmiş olur.”Yüce Allah da: “Hem Peygam­ber size ne verdi ise onu alın. Neyi yasak etti ise de sakının”diye buyur­muştur.

 

Müslim’in Sahih’inde ve başka eserlerde Alkame’den, onun da İbn Mesud’dan (r.a) şöyle dediğine dair rivayet yer almaktadır: Rasûlullah (sav) buyur­du ki: “Allah dövme yapanlara, dövme yaptıranlara, yüzündeki tüyleri alan­lara, güzelleşmek için dişlerinin arasını törpüleyip incelten ve Allah’ın hilka­tini değiştirenlere lanet etmiştir.” Bu söz Ümmü Yakub diye bilinen Esedoğullarından bir kadının kulağına gitti.

Bu kadın gelerek dedi ki: Aldığım habe­re göre sen şöyle, şöyle olan kadınlara lanet okumuşsun. İbnu Mesud (r.a) dedi ki: Rasûlullah (sav)’in lanet ettiğine -üstelik bu husus Allah’ın Kitabında da var­ken- ben ne diye lanet etmeyeyim?

 

Kadın şöyle dedi: Ben iki kapak arasın­da bulunanlar (mushaf)ın tamamını okudum, fakat senin dediğini orada göremedim. İbn Mesud (r.a) dedi ki: Eğer sen gerçekten onu okumuş olsaydın, onu bulacaktın. Sen yüce Allah’ın“Hem Peygamber size ne verdi ise onu alın, neyi yasak etti ise de ondan sakının” buyruğunu okumadın mı? Kadın: Oku­dum deyince, İbnu Mesud(r.a): İşte bunları Peygamber (sav) yasaklamıştı… Dedi.[17]

 

İbnAbdi’l-Berr “Kitabu’l-ilm”de Abdurrahman b. Yezid’den şöyle dedi­ğini kaydetmektedir: Abdurrahman hacc için ihrama girmiş bir kimsenin el­biselerini giymiş olduğunu görür. Elbiselerini çıkarmasını söyleyince adam: Allah’ın Kitabı’ndan elbisemi çıkartmamı öngören bir âyet göster bana. Ab­durrahman ona: “Peygamber size ne verdiyse onu alın ve neyi yasak ettiyse ondan sakının”(el-Haşr, 7) âyetini okur.[18]

 

İmam Suyuti ‘Miftahu-l Cenne’ (Sünnetin İslam’daki Yeri) isimli kitabında şunları kaydeder:

 

İmam Beyhaki  (..) Habib b. Ebifedale el-Mekki’den senediyle şu rivayeti nakleder:

İmran b.Husayn (r.a) (ilgili hadisler ışığında) şefaati anlatır. Oradakilerden bir tanesi:

Ey Ebu Nuceyd! Siz bizlere hadisler anlatıyorsunuz fakat biz bunlarla ilgili Kur’an’da bir asıl bulamıyoruz, deyince İmran (r.a) kızar ve adama şöyle der:

-Sen Kur’an’ı okudun mu?

-Evet

-Peki, Kur’an’ın hiçbir yerinde yatsı namazının dört, akşamınkinin üç, sabahınkinin iki, öğle ile ikindininkinin de dört rekât olduğuna rastladın mı?

-Hayır

-Peki, bunları kimden öğrendiniz? Bizden öğrenmediniz mi? Bizde Rasulullah’tan (sav) öğrenmedik mi? Peki Kur’an’da kırk koyunda bir koyun, şu kadar devede şu kadar, şu kadar dirheme şu kadar zekât düştüğüne rastladın mı?

-Hayır

-Öyleyse bunları kimden öğrendiniz? Bizden öğrenmediniz mi? Bizde Resulullah (sav) tan öğrenmedik mi? Keza Kur’an’da

Eski evi (Kâbe’yi) tavaf etsinler

Ayetini okumadınız mı? Peki, orada kabeyi yedi defa tavaf edin, makam’ın arkasında iki rekât namaz kılın diye bir ifadeye rastladınız mı? Aynı şekilde Allah Resul’ünün (sav) buyurduğu şu hususlar Kur’an’da var mı?

Zekât tahsildarının bir yerde konaklaması ve toplayıp getirecek kimseyi zekât mallarının bulunduğu mahallere göndermesi, zekât tahsildarının uzak bir yerde konaklayıp zekâtın yanına getirilmesini emretmesi, kız kardeşlerini birbirine vererek mehirsiz evlenmek İslam’da yoktur.

Peki, Allah Teâlâ’nın (c.c) Kur’anda şöyle buyurduğunu duymadınız mı?

Resul size neyi verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa da ondan kaçının.

İmran (r.a) daha sonra şöyle söyler:

-Sizin bilginiz olmadığı, Rasulullah’tan (sav) öğrendiğimiz daha başka şeyler de var.[19]

 

Görüldüğü gibi“Resul size neyi verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa da ondan kaçının.”ayeti her ne kadar ganimetlerle ilgili olsa da İbnu Mes’ud, Abdurrahman b. Yezid ve İmran b. Husayn (r.anhum) bu âyeti “umum ifade eden bir âyet” olarak genel anlamda tefsir etmişlerdir. Ve Resulullah’ın (sav) buyurduğu veya yasakladığı her şeyin âyetle zikredilmiş gibi hüküm ifade edeceğini söylemişlerdir.

 

Allah Resulü (sav) de ayeti kerimeyi te’kid eder bir mahiyette şöyle buyuruyor:

فَإِذَا نَهَيْتُكُمْ عَنْ شَيْءٍ فَاجْتَنِبُوهُ ، وَإِذَا أَمَرْتُكُمْ بِأَمْرٍ فَأْتُوا مِنْهُ مَا اسْتَطَعْتُمْ .

‘’ Sizi neden nehy ettiysem ondan sakının, size neyi emrettiysem de onu gücünüz yettiği kadar yerine getirin.’’[20]


[1]Mu’cemul-vasit  sh,311 trh.2008 ihyau turasi-l arabi Beyrut)

[2]İbn’ül Emin Mahmud Esad, Telhis-u Usul-i Fıkıh sh 178 trh 2011 İstanbul sadeleştiren Talha Alp) (Sa’deddin et-Taftazani Et-Telvih ila keşfi hakaiki et-tenkih c.1 sh.5 DarulErkam Beyrut)

[3]Ömer Nasuhi bilmen, İslam ilmihali) ( Molla Cuyun Ebi Said b Ubeydillah Şerhu nurul envar alel menar keşful esrar ile beraber c.2 sh.3 trh. yok darul kutubil ilmiye Beyrut)

[4](İmam Serahsi, Temhidu-l fusul fil usul c.1sh. 113 trh. 2005 2.baskı daru-l kutubi-l ilmiyye Beyrut)

[5](Ebu Davud, es-sünne 5 –Tirmizi, ilim 16)

[6]İbnul Emin Mahmud Esad a.g.e)(Sa’deddin et-Taftazani a.g.e c.1 sh.5 Darul Erkam Beyrut)

[7](Buhari, fezail-ulkur’an 21)

[8](ibnul emin a.g.e sh.178)

[9](Zekiyyuddin Şaban usulü’lfıkh s.73 trc. İbrahim Kâfi Dönmez Diyanet vakfı yayınları)

[10](Ebu Davud, taharet 126)

[11] (İmam Şafii er- Risale sh.51-52 trh.1997 Ankara tercüme Abdulkadir Şener ve İbrahim çalışkan diyanet vakfı yayınları)

[12]İmam Şafii (rh.a) a.g.e. sh.49

[13](Taberi Tefsiri darul kitap)

[14](Vehbe Zuhayli Tefsiru-l Munir darul kitap)

[15](Buhari, ahkâm 1 – Müslim, imare 8)(İmam Taberi a.g.e darul kitap)

[16](Muhammed Ebu Şehbe Sünnet Müdafaası darul kitap)

[17](Buhari, libas 81-82 – Müslim, libas 120) (İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, c.17 sh.206-207 trh.2003 Buruç Yayınları İstanbul)

[18]İmam Kurtubia.g.e c.1  sh.241  trh. 2005

[19]İmam Suyuti, (Sünnetin İslamdaki yeri ( Miftahu-l Cenne).sh 24-25  terceme Enbiya yıldırım Rağbet yayınları)

[20](Buhari, i’tisam 2 – Müslim, hac 73)

YORUM YAZ

Henüz yorum yapılmamış.