SAHABEYİ HAYIRLA ANMAK BOYNUMUZUN BORCUDUR

8 Ocak 2015, Perşembe, 2:14 | İbrahim SERİN, YAZARLAR | 1.935 views | 1 yorum
ibrahım-Serın

HADİS-İ ŞERİFLERDE SAHABENİN FAZİLETİ

  

    آيَةُ الْإِيمَانِ حُبُّ الْأَنْصَارِ وَآيَةُ النِّفَاقِ بُغْضُ الْأَنْصَارِ.

 ‘’Ensar’ı (sahabeyi) sevmek imanın alameti, ensar’ı buğzetmek ise münafıklığın alametidir.’’   (Buhari, iman 10 – Müslim, iman 33)

 

    خَيْرُ النَّاسِ قَرْنِي ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ ثُمَّ الَّذينَ يَلُونَهُمْ

 ‘’İnsanların en hayırlısı Benim asrımdakilerdir, sonra onlardan sonra gelenler ve sonra onlardan sonra gelenlerdir…’’

(Buhari, Fezailu-s Sahabe 1 – Müslim, Fezailu-s Sahabe 52)

 

    لاَ تَسُبُّوا أَصْحَابِي؛ فَلَوْ أَنَّ أَحَدَكُمْ أَنْفَقَ مِثْلَ أُحُدٍ ذَهَبًا؛ مَا بَلَغَ مُدَّ أَحَدِهِمْ، وَلاَ نَصِيفَهُ.

 ‘’Ashabıma sövmeyiniz. Sizden herhangi bir kimse Uhud dağı kadar altın infak edecek olsa dahi onlardan herhangi birisinin bir mud veya onun yarısı kadar(infak)ına ulaşamaz.’’     (Buhari fezailu-s Sahabe 5)

 

    أُوصِيكُمْ بِأَصْحَابِي،  ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ،  ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ،  ثُمَّ يَفْشُو الْكَذِبُ حَتَّى يَحْلِفَ الرَّجُلُ  وَلاَ يُسْتَحْلَفُ،  وَيَشْهَدُ الشَّاهِدُ  وَلاَ يُسْتَشْهَدُ، أَلاَ لا يَخْلُوَنَّ رَجُلٌ بِامْرَأَةٍ إِلاَّ كَانَ ثَالِثَهُمَا الشَّيْطَانُ،  عَلَيْكُمْ بِالْجَمَاعَةِ،  وَإِيَّاكُمْ وَالْفُرْقَةَ،  فَإِنَّ الشَّيْطَانَ مَعَ الْوَاحِدِ وَهُوَ مِنَ الْاِثْنَيْنِ أَبْعَدُ.  مَنْ أَرَادَ بُحْبُوحَةَ الْجَنَّةِ فَلْيَلْزَمِ الْجَمَاعَةَ،  مَنْ سَرَّتْهُ حَسَنَتُهُ وَسَاءَتْهُ سَيِّئَتُهُ فَذَلِكُمُ الْمُؤْمِنُ.

 ‘’Size ashabımı, sonra onlardan sonra gelenleri ve sonra onlardan sonra gelenleri tavsiye ederim. Sonra yalan yayılır öyle ki kişiden yemin istenmeden yemin eder, şahitlik istenmeden şahitlik eder.

Dikkat edin bir erkek mahremi olmayan bir kadınla baş başa kalmasın ki illa üçüncüsü şeytandır.

 Cemaat üzerine olun ayrılıktan sakının, çünkü şeytan bir kişiyle beraberdir, iki kişiden ise uzaktır.

Kim cennetin ortasını istiyorsa cemaat’e tabi olsun. Kim yaptığı iyilikten dolayı sevinir, işlediği kötülükten ötürü üzülüyorsa işte o mü’mindir.’’   (Tirmizi, fiten 6)  

 AÇIKLAMA

Mud cem’i emdad ve midad olarak gelir eski bir ölçü/tartı birimidir: Şafi ve Malikiler, mısır keyliyle yarım bardak olarak takdir etmişlerdir.

(Mu’cem-Ul Vasit Sh. 858 Çağrı Yayınları İstanbul)

 

Mud ölçü birimlerinin en küçüğüdür. Sa’ın dört’te biridir bu da yaklaşık 509 gramdır.

(Şer’i Ölçü Birimleri Buruc Yayınları İstanbul)

 

 SAHABE HAKKINDAKİ AKİDEMİZ

 İmam Tahavi (ra) ne güzel söylemiş: 

‘’Sahabeyi sevmek dindir, imandır ve ihsandır. Onları buğzetmek ise küfürdür(küfranı ni’met), nifaktır ve tuğyandır.’’

 İmam Baberti (r.a) Tahavi akidesinin şerhinde bu ibareleri ne güzel şerhetmiştir:

Onların arasında vuku bulan ihtilaflara dalmayız onların bu durumunu yapmış oldukları ictihad’a hamleder, onları ancak hayırla anarız, çünkü onlar din’in usullarıdır, onları ayıplayıp tekzib etmek, din’i ayıplayıp tekzib etmek demektir.

Onları sevmek din ve ihsan, onları buğzetmek ise küfür (küfran-ı ni’met), nifak ve tuğyandır işte bütün bunların şeriatın zaruriyyatından olduğu açıktır.

(İmam Baberti Şerh-ul Akideti-et tahaviye shf.153 müessesetu-l kutubi es-Sakafiye Beyrut 2007)

Allah Teâlâ’nın Kur’an-ı Kerim’de sahabe’yi hayırla yâd etmesi Sahabe’nin şan ve şerefi için yeterli bir delildir.

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

 ‘’İman edipte hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenlerle, (onları) barındırıp yardım edenler, işte gerçek mü’min olanlar bunlardır. Onlar için mağfiret ve kerim bir rızık vardır.’’

Kur’an-ı kerim meali  (Enfal 74) M.Beşir eryarsoy Ahmet ağırakça

 

Başka bir ayette ise şöyle buyuruyor:

‘’İleriye geçen muhacir ve ensar ile onlara güzellikle uyanlardan Allah razı olmuştur. Onlar da O’ndan razı olmuşlardır. Bunlar için orada ebediyen kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler hazırlanmıştır. İşte bu, en büyük kurtuluştur.’’  (Tevbe,100)a.g.e.

 

Muhtasar İbnu kesir tefsirinde bu ayetin tefsiri şöyledir:

Yüce Allah, Muhacirlerden ve Ensardan ( İslama girmede ) ilk öne geçenler ile bunlara güzelce tabi olanlardan razı olduğunu haber vermiştir. Şu halde onlara kızan veya söven veya onlardan bazısına kızıp sövenlere yazıklar olsun.

 Özellikle Hz. Peygamber den ( Sav) sonra ashabın efendisi, en hayırlısı, en üstünü, yani sıddıki ekber, en büyük halife ebu kuhafe oğlu Hz. Ebubekir (ra) rafizilerden ayrılan bi güruh bundan Allah a sığınırız Ashabın en üstünlerine düşmanlık etmiş, onlara kin tutmuş ve sövmüştür. Bu, onların akıllarının ve kalplerinin ters çevrilmiş olduğuna dalalet eder.

    Allahın, kendilerinden hoşnut olduğu kimselere sövdüklerine göre, kurana inanmak nerede, onlar nerede? Ehlisünnet ise Alllahın hoşnut olduklarından hoşnut olur, Allahın ve resulünün kötülediklerini kötüler, Allahın dost edindiklerini dost edinirler, Allahın düşman olduklarına düşman olurlar.

     Onlar ( Allaha ve resulüne) uyanlardır, bidatçılar değillerdir. Onlar, (Hz.peygambere (sav) uyarlar, dağılmaz, ayrılmazlar. İşte bunlar Allahın kurtuluşa eren taraftarlarıdır ve Allahın mümin kullarıdır. (Muhtasar İbn-i kesir tefsiri cilt. 2 sh.463 trh. 1992 İstanbul tercüme Arif Erkan)

Hâlbuki Sahabenin (r.a.) malıyla canıyla İslam’ı sonraki nesillere taşımak için gösterdiği fedakârlığı hiç kimse göstermemiştir. O halde bize düşen onları hayırla yâd etmektir. Zira Allah Teâlâ hem onları hem onları hayırla ananları hayırla anmışken bize söyleyecek bir söz kalır mı? Buna rağmen onlar hakkında ileri geri konuşmak ne kadar büyük bir talihsizliktir.

 

Başka bir ayette ise şöyle buyuruyor:

“Andolsun ki ağacın altında sana bey’at ederlerken Allah mü’minlerden razı olmuştur. Kalblerinde olanı bilip de üzerlerine huzur ve sükun indirmiş ve onları yakın bir fetih ile mükafatlandırmıştır.”  (Fetih, 18)

 

 Başka ayette ise şöyle buyruluyor:

“Muhammed Allah’ın Resulü’dür. Onunla birlikte olanlar kâfirlere karşı sert ve katı, kendi aralarında merhametlidirler. Sen onları rükû’ ediciler ve secde ediciler, Allah’dan bir lütuf ve rıza isteyenler olarak görürsün. Secde izinden nişanları yüzlerindedir. Onların Tevrat’taki vasıfları budur.

İncil’deki vasıflarına gelince: O önce filizini yarıp çıkarmış, sonra onu gittikçe kuvvetlendirmiş, sonra kalınlaşıp gövdesi üzerine doğrulmuş, ekincilerin hoşuna giden bir ekin gibidir.

Bununla kâfirleri öfkelendirmek için (bu misali verdi); Allah, iman edip salihamel işleyenlere bir mağfiret ve büyük bir mükâfat va’d etmiştir.”

(Kur’an-ı Kerim meali Fetih, 29) a.g.e.

 Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

لِلْفُقَرَاء الْمُهَاجِرِينَ الَّذِينَ أُخْرِجُوا مِن دِيارِهِمْ وَأَمْوَالِهِمْ يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِّنَ اللَّهِ وَرِضْوَاناً وَيَنصُرُونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ أُوْلَئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَ {8} وَالَّذِينَ تَبَوَّؤُوا الدَّارَ وَالْإِيمَانَ مِن قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ إِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ فِي صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِّمَّا أُوتُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلَى أَنفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ

وَمَن يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ {9}وَالَّذِينَ جَاؤُوا مِن بَعْدِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِإِخْوَانِنَا الَّذِينَ سَبَقُونَا بِالْإِيمَانِ وَلَا تَجْعَلْ فِي قُلُوبِنَا غِلّاً لِّلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا إِنَّكَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ {10}

Keza bu ganimetler, yurtlarından ve mallarından atılmış, Allah’tan bir lütuf ve hoşnutluk arayan, Allah’a ve Rasûlunün dinine yardım eden muhacir fakirlere aittir, işte asıl doğru olanlar da bunlardır.

        Muhacirler gelmezden önce Medine’yi yurt edinenler ve imanı kalblerine sindirmiş olanlar, kendilerine hicret edenleri severler; onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir hasedlik hissetmezler; kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile, onları kendilerinden önce tutarlar. Kim nefsinin mal hırsından korunursa, işle asıl kurtuluşa erenler bunlardır. 

      Onlardan sonra gelenler de derler ki: “Rabbımız! Bizi ve bizden önce îman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla, îman edenlere karşı kalblerimizde bir hasedlik yaratma. Rabbımız! Şüphe yoktur ki sen, çok şefkatli, çok merhametlisin.  El-Haşr,8-10 (Talat Koçyiğit meali)

 

 

 

 

 

 

YORUM YAZ

11 Mart 2015 Çarşamba, 10:58
Bahaddin ESEN

maşallah hocam guzel bir çalışma