IRKÇILIK YAPAN BİZDEN DEĞİLDİR HZ.MUHAMMED (S.A.V)

11 Ağustos 2015, Salı, 10:51 | İbrahim SERİN, YAZARLAR | 13.414 views | 0 yorum
ibrahım-Serın
IRKÇILIK YAPAN BİZDEN DEĞİLDİR HZ.MUHAMMED (S.A.V)
IRKÇILIK NEDİR?
Irkçılık bir ırkı diğerine üstün tutma, bir ırkın dili ve rengi gibi özelliklerini ön plan’a çıkararak diğerlerine karşı övünme, kendi ırkından olanı haksız olduğu halde başkasına tercih etmektir. (Hüseyin K. Ece İslamın temel kavramları sh 49)
Yani kendi kavmi zalim de olsa ona yardım etmektir ırkçılık. Esasen insanların dilleri ve renkleri gibi hasletlerini bahane ederek insanları kutuplaştırmaktır ırkçılık.
Yoksa kişinin kendi kavmini sevmesi ırkçılık değildir.
Allah Resulü (s.a.v) den şöyle bir hadis rivayet edilir:
Vasil bin el-Eska’ (Radiyallah anhu) Resulullah’a (sav) Kişinin kendi kavmini sevmesi ırkçılık mıdır? Diye sordum. Resulullah (sav) ‘’Hayır’’ dedi. Ve sonra: ‘’Fakat ırkçılık, kişinin kavmine zulüm üzere yardım etmesidir.’’ Diye buyurdu. (Ebu Davud, edep 112- İbnu Mace, fiten 7)
IRKÇILIĞIN TARİHİ
İlk ırkçılığı Hz. Âdem (a.s)’e secde etmeyerek üstün olduğunu iddia eden Şeytan başlatmıştır.
Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor:
Andolsun ki sizi yarattık sonra da size şekil verdik. Sonra da meleklere: ”Âdem’e secde edin!” dedik. İblis müstesna hemen secde ettiler. O ise secde edenlerden olmadı. (Allahu Teâlâ) buyurdu ki: ”Ben sana emrettiğim halde seni secde etmekten alıkoyan nedir?” (şeytan) Dedi ki: ”Ben ondan daha hayırlıyım. (Çünkü) Beni ateşten yarattın, onu da çamurdan yarattın.” (A’raf, 11-12)
Dolayısıyla aslında ırkçılığı kim hangi çağda yaparsa yapsın, Şeytanın yoluna uymuş olur. Bunu misallendirecek olursak: İnsanlık tarihi boyunca kendilerine gelen Peygamberlere çoğunlukla fakirler iman ettiği için, kendilerinin fakirlerle aralarında bir fark olamayacağını anlayan iman etmeyen toplumun ileri gelen kimseleri, Şeytanın yapmak istediklerini yapa gelmişlerdir.
Hz. Nuh’a, Hz. Hud’a, Hz. Salih’e (Allah’ın selamı onların üzerine olsun) uymayan toplumun önde gelenleri hep kendilerini farklı gördükleri için iman etmediler.
Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Onun (Nuh’un) kavminden ileri gelen kâfirleri dediler ki ”seni ancak bizim gibi bir beşer olarak görüyoruz. Ve içimizden ancak ayak takımı kimselerin işin başından, düşünmeden sana tabi olduklarını görüyoruz…” (Hud, 27)
Hakeza Yahudilerin de, Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.)’e iman etmemelerinin nedeni buydu.
Rabbimiz şöyle buyuruyor: ‘’Kendilerine kitap verdiklerimiz kendi oğullarını tanıdıkları gibi O’nu (Peygamber’i) tanırlar. Muhakkak ki onlardan bir fırka bildikleri halde hakkı gizlediler.’’ (Bakara, 146)
Yine aynı şekilde Ebu cehil, Ebu leheb, Ümeyye bin Halef ve onlar gibi olanlar biz şimdi Zinnire’yle, Bilal’le, Yasir’le, Süheyb’le bir miyiz diyerek kendilerini üstün görerek iman etmemişlerdi.
Yine aynı şekilde Müseylemetul kezzabın kavmi beni Hanife kabilesi Müseylemenin yalancı olduğunu bildikleri halde Allah’ın Resulüne iman etmeyişlerinin altında da aynı sebep yatıyordu. Hatta kabilesi ona ey Müseyleme senin yalancı olduğunu, Muhammed’in (s.a.v) ise sadık olduğunu biliyoruz fakat sen bizim kabiledensin seni Muhammed’e (s.a.v) tercih ederiz diyerek son derece ahmakça bir tavır sergilemeleri ırkçılığın boyutunu gösteriyordu.
Ama İslam إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ “Mü’minler ancak kardeştir” (Hucurat,10) ayetiyle, hiç kimsenin renginden, dilinden ve benzeri şeylerden dolayı üstün olmadığını ortaya koydu. Mü’minler ancak Allah’ın boyasıyla boyanırlar başkasının boyasını kabul etmezler. Rabbimiz Kur’an-ı Kerimde şöyle buyuruyor:
(Ey mü’minler! Deyiniz ki, bizim boyamız) Allah’ın boyasıdır. Allah’ın boyasından boyası daha güzel olan kim vardır? Ve bizler ancak ona ibadet edenleriz. (Bakara, 138) (Ömer Nasuhi bilmen meali)
İslam’ın Farslı Selman’ı, Habeşli siyah Bilal’i, Ğıfarlı Ebu Zer’i, Rumlu Suheyb’i (Allah onlardan razı olsun) ve daha nice farklı dillere ve farklı renklere sahip Müslümanları vardı bu farklılık onları birbirlerine karşı üstünlük iddia etmeye götürmedi.
Ve böylece Müslümanlar asırlarca arabıyla, türküyle, çerkeziyle, lazıyla, kürdüyle, siyahıyla ve beyazıyla İslam bayrağı altında beraberce kardeşce yaşadılar.
Taki Osmanlı hilafeti zayıflayıp yıkılıncaya kadar bu böyle devam etti. Ve Osmanlı son dönemlerinde ise kâfirler topluluğu Müslümanların arasına attıkları ırkçılık tohumları yeşermeye başladı.
Arap âleminde Mısır da Kostantin Zorek, George Habeş, Suriye ve Lübnan da Anton Seadet ve Michel Eflak gibi Yahudi ve Hristiyanlar, Arap ırkını diğer ırklardan üstün olduğu fikrini ortaya attılar, Arap âlemindeki baas rejimlerinin temellerini de bunlar attılar.
Diğer taraftan ise Türkiye de Moiz kohen adlı bir Yahudi Tekin alp müstear ismini kullanarak Türk ırkının diğer ırklardan üstün olduğunu iddia ederek bu konu hakkında kitaplar yazdı. Eğitimlerini ırkçılık üzerine kurdular ve böylece Müslüman halkları ifsad ettiler.
Altı yüz yıla yakın hüküm süren Osmanlı hilafeti yirminci yüzyıl da Arap âleminin eğitim müfredatlarında işgalci olarak gösterilirken Türkiye’de de Arapların Osmanlıyı arkadan vurdukları hezeyanını yaymaya çalışıldı.
Aslında bu facirlerin gayesi bu ırkların üstün olup olmaması değildi, asıl amaçları İslam ümmetine öldürücü darbeler vurmaktı, çünkü ümmeti bölüp, parçalamanın tek yolu buydu.
Hal böyle olunca bazı imanı zayıf Araplardan, Türklerden, Kürtlerden ve diğer ırklardan olan Müslümanlar da ırkçılık hezeyanını sahiplenmeye ve her ulus ve kavim kendilerinin diğer kavimlerden üstün olduğuna inanmaya başladı.
Dolayısıyla durum böyle olunca da Müslümanların birliği dağıldı, ülkeleri bir iken onlarca ülkeciklere bölündüler ve kuvvetleri bir iken her kavim de kendi ulusal çıkarlarının peşine düşünce güçleri de kaybolup gitti. Zaten kâfirler zümresinin de istediği buydu, çünkü ırkçılık, İslam düşmanlarının Müslümanları parçalayıp bölme ve yutma projesiydi, Ne yazık ki başarılı da oldular.
İşte burada son derece mühim olan şu suali sormak yerinde olacaktır:
Ana babasını rengi ve dili sebebiyle tercih etme hakkına sahip olmayan bir insanın nasıl rengini ve dilini üstünlük vesilesi sayabilir ki? Daha açık ifadeyle söyleyecek olursak Arap, Türk, Kürt, Çerkez ve sair dillerden ya da siyah, beyaz, sarı ve sair renkleri olan ana-babadan doğan bir insan nasıl olurda kendi tercihi olmayan bu özellikleri üstünlük sebebi sayabilir?IRKÇILIĞIN TEDAVİSİ
Allah Teâlâ’nın yegâne dini olan İslam ırkçılığı tasvip etmez ve onu şiddetli bir şekilde reddeder, bizlere ırkçılığın şeytanların, nemrutların, firavunların, ibnu selul’lerin ve müseylemetul kezzabların yolu olduğunu bildirir.
Ve bizlere insanlara kucak açmış rahmet ve merhamet havarileri olan Peygamberlerin tevhid yolunu gösterir ve irşad eder. Dillerimizin ve renklerimizin Rabbimizin ayetlerinden olduğunu bize bildirir ve öğretir. Rabbimiz şöyle buyuruyor:
“O’nun âyetlerinden (kudretinin delillerinden)dir ki, sizi bir topraktan yarattı. Sonra da siz şimdi yeryüzünde dağılıp yayılan insanlar oluverdiniz.
Yine O’nun âyetlerindendir ki, sizin için nefislerinizden kendilerine ısınırsınız diye eşler yaratmış, aranıza bir sevgi ve merhamet koymuştur. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler vardır.
Yine göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizin farklı oluşu da O’nun âyetlerindendir. Şüphesiz ki bunda bilenler için nice ibretler vardır.” (Er- Rum, 20-22) (Elmalı meali)Ve yine Rabbimiz insanların niçin farklı renkler de ve farklı diller de yaratıldığının hikmetlerini de bize öğretir.
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de insanların farklı yaratılışının hikmetini bize bildirerek şöyle buyuruyor:
“Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve sizi birbirinizle tanışasınız diye şubelere ve kabilelere ayırdık. Şüphesiz ki Allah’ın katında sizin en şerefliniz en takvalı olanınızdır.” (Hucurat suresi, 13)
”Ayeti kerime insanların aynı anne ve babadan yaratıldıklarını hatırlattıktan sonra, insanların çeşitli ulus, kavim, kabile vs.ye ayrıldıkları gerçeğine işaret ediyor. Ancak baştaki hatırlatma, bu ayrışmanın ”tanışma” hikmetine bağlı olduğuna dikkat çekiliyor.” (Beşir Eryarsoy Kur’an-ı Kerim ve meali)
Yani ayeti kerime insanların farklı uluslara, kabilelere, dillere ve renklere ayrılmasını tanışmak için olduğunu, birbirlerine üstünlük iddia etmek için olmadığını, üstünlüğün ancak takvayla olacağını açık ve net bir şekilde bildiriyor.
Allah Resulü (s.a.v) efendimiz de aynı gerçeğe dikkatlerimizi çekerek üstünlüğün ancak takvayla olacağını bize bildirmektedir:
‘’İnsanların en hayırlısı takvalı olanlarıdır.’’ (Buhari, ehadis-ul enbiya 7 )
Allah Resulü (s.a.v) diğer bir hadisi şerifte ise şöyle buyuruyor:
‘’Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır.” (Ebu Davud, edep 110)
Allah Resulü (sav) veda hutbesinde ise şöyle buyuruyordu:
“Ey insanlar! Dikkat edin, Rabbiniz birdir. Hiç bir arabın arap olmayana üstünlüğü yoktur. Ve hiçbir Arap olmayanın da hiçbir arab’a üstünlüğü yoktur.
Siyah renkte olanın beyaz renkte olana, beyaz renkte olanın da siyah renkte olana üstünlüğü yoktur. Üstünlükler ancak takva iledir. Şüphesiz ki Allah katında en değerliniz Allah’tan en çok sakınanızdır.” (Muhammed Hudari Nurul yakin sh.192)
Başka bir hadiste ise şöyle buyuruyor:
‘’Muhakkak ki Allah, şekillerinize ve mallarınıza bakmaz, fakat kalplerinize ve amellerinize bakar.’’ (Müslim, el-birr ve sıla 10)Diğer bir hadiste şöyle buyuruyor:
‘’Irkçılığa çağıran, ırkçılık için savaşan ve ırkçılık üzerine ölen bizden değildir.’’ (Ebu Davud, edep 111-112 )
O halde mü’minler Allah’ın ayetlerine kulak vermeli kardeşliğin belini kıran ırkçılık belasından kurtaracak reçete olan İslam’a sarılmalıdırlar. Rabbimiz şöyle buyuruyor:
“Ey iman edenler! Allah’tan, O’na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin.
Hep birlikte Allah’ın ipine (kitabına, dinine) sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşünün.
Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de, O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun (bu) nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz.
Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola eresiniz.” (Ali imran, 102-103) (Elmalı meali)Rabbimiz diğer bir ayette ise şöyle buyurur:
“İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın. Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın azabı çetindir.” (Maide, 2) (Elmalı meali)
Yüce Allah başka bir ayette ise şöyle buyuruyor:
“Ayrıca Allah’a ve Resulü’ne itaat edin. Ve birbirinizle didişmeyin. Sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz elden gider. Sabırlı olun, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal, 46) (Sadeleştirilmiş Elmalı meali)
Ve kıyamet günü insanların arasında soy bağı olmayacak Rabbimiz şöyle buyuruyor:
“Sura üfürüldüğü zaman aralarında soy bağı kalmaz ve birbirilerini sormazlarda.”(Mü’minun, 101)
Ve kiyamet günü akraba olanlar bile birbirine sahip çıkmayacak Rabbimiz şöyle buyuruyor:
“O gün gök erimiş bir maden gibi olur. Dağlar da atılmış renkli yün gibi olur.
Dost dostun halini soramaz. Birbirlerine gösterilirler. Suçlu o günün azabından kurtulmak için fidye vermek ister; oğullarını, eşini ve kardeşini,
Kendisini barındıran, içinde yetiştiği tüm ailesini,
Ve yeryüzünde bulunanların hepsini ki, tek kendini kurtarabilsin.
Hayır, o alevlenen bir ateştir. Derileri kavurur, soyar. Çağırır, sırtını dönüp gideni, Mal toplayıp kasada yığanı.” (Mearic, 8-18)Rabbimiz diğer bir ayette ise şöyle buyurur:
“Kulakları sağır eden o gürültü geldiğinde,
O gün kişi kardeşinden, Anasından, babasından, eşinden ve oğullarından kaçar.
Onlardan her birinin o gün başından aşan işi vardır.” (Abese, 33-37)Rabbimiz başka bir ayette ise şöyle buyuruyor:
“Ey insanlar! Rabbinizden sakının ve bir günden korkun ki, baba çocuğuna hiçbir fayda veremez. Çocuk da babasına hiçbir şeyle fayda sağlayacak değildir. Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. O halde dünya hayatı sizi aldatmasın, sakın o çok aldatıcı şeytan sizi Allah’ın affına güvendirerek aldatmasın.” (Lukman, 33)Resulullah (s.a.v) de aynı hakikatlere dikkatimizi çekerek şöyle buyurur:
‘’Mü’minler birbirilerini sevmede, birbirilerine merhamet ve şefkat etmede bir beden gibidir. Onda bir aza uykusuzluk ve sıtmadan dolayı hastalandığında diğer azalarda aynı hastalığı çekerler.’’ (Buhari, edep 27 – Müslim, el-birr ve sıla 17)Ebû Mûsâ Abdullah İbni Kays el-Eş`arî radıyallahu anh şöyle dedi:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e:
– Biri cesaretini göstermek, diğeri milletini korumak, öteki kendine yiğit adam dedirtmek için savaşan kimselerden hangisi Allah yolundadır? Diye soruldu.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şu cevabı verdi:
– “Kim, İslâmiyet daha yüce olsun diye savaşıyorsa, o Allah yolundadır.”
Buhârî, İlim 45, Cihad, 15, Farzu’l-humüs 10, Tevhîd 28; Müslim, İmâre 150, 151. Ayrıca bk. Tirmizî, Fezâilü’l-cihad 16; Nesâî, Cihad 21; İbni Mâce, Cihad 13O halde mü’minler çağdaş müseylemetul kezzab ve ibnu selulleri kendi kabilelerinden bile olsa çok açık ve net bir şekilde reddetmelidirler zira iman imana halel getirecek hiç bir şeyi kabul etmez.
Bu mezkûr ayet ve hadisler ırkçılığın tedavisi için yeterlidir, inanmak isteyene bir delil bile yeter inad edene bin delilde getirsen yine de inanmayacaktır.

 

 

 

YORUM YAZ

Henüz yorum yapılmamış.